Socialize

FacebookTwitter

Kars / Ani Efsaneleri; tarih, arkeoloji, doğa, uzak bir komşuluk sınırları ve yakın sınırda boşa akan bir ırmak…

Ani dediğinizde Kars, Kars dediğinizde Ani dilinizin ucuna gelir.

Bu ikisinden birini ötekinden ayıramazsınız. Neden? Neden mi?

Bu toprak doğası ile bir bütündür de ondan.

Kars’tan bir yola çıkın da görün!

Aslında daha batıya gidin.

Sarıkamış, Soğanlı Dağları..

Haziran ya da Temmuz olsun, o günlerde Doğu Ekspresi ile çıkın yola.

Sonsuzluk duyumu gibi içinizi saran yeşil özlemi, Pasinler’i çıkar çıkmaz Soğanlı Dağları ile sizi karşılar.

Buralardan başlar, büyük Kars Platosu efsaneleri.

Kars sonrası kırk, elli km., bu yeşil harmonu ile renklenen çiçekler, ruhsal bir doyumla sizi Ani’ye bırakır.

Ani’de ne var, ne yok demeyin, bakın…

Herşey var.

Tek eksiklik mi, o da nedir, diye çevreye baktığınızda, kendinizi göreceksiniz.

Evet siz de oradasınız işte.

Doya doya görün, izleyin ve geçmişi yaşayın şimdi…

Tarih, arkeoloji, doğa, uzak bir komşuluk sınırları ve yakın sınırda akan bir ırmak.

Siz neredesiniz? Sahi, siz neden oradasınız?

Tamam siz de bana sordunuz!

Bu satırların yazarı neden burada ve bu kaçıncı burada varoluşu onun?

Yanıtla bakalım aslan oğlum, diyen bir de ses var burada.

Doğa anne gibi bir anne sesidir bu. Yanıtlıyorum işte.

Bu kaçıncı gelişim buraya, unuttum.

Sanki son yüz yılım hep buralarda geçti. İşte yine buradayım.

Nasıl mı oldu buraya gelişim? İlk, Kars Kalesi ile doldum!

İkinci gün ‘Ani, Ocaklı Köyü,’ dedim. Böyle de oldu.

Anililerin sabah gelip, akşam döndükleri otobüs düşü göründü belleğimde.

Bir de dostluğu yıllarla eskimeyen bir Abdurrahman Aydın, o ilk yıllarda Ocaklı Muhtarı vardı.

Son gördüğümde muhtarlığı başkası almıştı.

Bunları kafamdan geçirerek, o, beni oraya, Ani’ye ilk yıllarda taşıyan o irice minibüsün durduğu yeri buldum. Gerisi kolay oldu.

Kural değişmemişti. Eskisi gibi sabah gelenler akşam dönüyordu.

Sürücü olan Bey, Abdurrahman Aydın’ın da Kars’ta olduğunu söyledi.

Telefonla aradık ve bulunduğum yere geldi.

Uzun bir hasret giderme töreninden sonra geceyi Ani / Ocaklı’da geçirmeye karar verdik.

Çünkü on yıl önceki yasakların kalktığını, askerin Ani’yi bıraktığını öğrendim.

Buna, içtenlikle ‘sağlık ve esenlikle ben Ani’ye giderim,’ dedim.

Dedim, dedim ya, bu kez taksiler arası, ‘sen götüremezsin ben götüreceğim’ savaşı başladı ki, bu sahneleri ayrı bir anlatıda sunmak isterim.

Belki de hırçınlaşan hırslı insanların, biraz da turizm gelince ‘ne oldum delisi’ olan insanların öyküsü olur bu.

Sonunda Ani’ye vardık ve geceyi orada geçirdik.

Hiç de ürkütücü bir şey olmadı geceyi orada geçirdik diye.

Ne geceyarısı baskını oldu, ne askerler süngüyle Muhtarın ev çevresini sardılar, ne de bu satırların yazarını on yıl önceki gibi alıp ve ne de silahlı askerlerin ortasında bir cemseyle gece karanlığına daldılar…

Kurşuna dizilmeye götürülen Federico Garcia Lorca’nın dizelerindeki gibi: ‘Nereye gideriz böyle nereye,’ diye o gün, askerlere soramadım bile…

Güçlü olanlar, iktidar sahipleri; ruhsatlı ya ruhsatsız silahlılar!

Bu satırların yazarından sizlere bir öğüt var: Siz, siz olun ozanlara ve yazarlara ve bilim insanlarına silah doğrultmayın! Onları Lorca gibi kurşuna dizseniz bile, unutmayın, siz gidersiniz, onlar kalır.

Şöyle bir durum vardı. Ocaklı’da gece kalmak, o günlerde yasaktı.

Kars imzalı üç ayrı resmi kurumdan Ani gezisi izin belgesi isteniyordu. İşte böyle.

On yıl önce neydi o öyle, o cesur askerleri ve o kudretli sivil erkanı tir tir titreten o korku, doğrusu bugün de bunu anlamış değilim.

Her neyse, ikinci kez Muhtarlık postuna oturan Abdurrahman Bey (Aydın) ile hasret giderdikten sonra Ani / Ocaklı’nın sorunları konusunda bir söyleşi yaptık. Bunu yarın yayınlayacağım.

Bundan önce iki ayrı konuda, birisi Ani arkoloji kazıları tanıklığı olarak, ötekisi ise kırsal alanda kız alma / verme, gelin götürme töre’si konulu iki söyleşiyi 2003′de yine Sayın Aydın ile yapmış ve ‘Hayal Üçgenleri’ adı altındaki kitapta yayınlamıştım. (*) Daha sonra bu blogda bu söyleşileri yeniden 2009′da bir kez daha yayınladım.

Şöyle ki ‘kız alma / verme, gelin götürme töresi’ni değme folklör uzmanından iyi gören ve bellek dağarında onca yıl koruyarak  bu satırların yazarına sır gibi veren, yirminin üstünde torun sahibi Sayın Aydın’ı, üçüncü yazıda sunacağım sizlere.

Sevgi İçtenlik…

Tekin SonMez,

Kars / Ani, Ocaklı Köyü, 7 Temmuz 2012.

Fotoğraflar: NİS Media

(*) Hayal Üçgenleri, Tekin SonMez, NİS Media Yayınları, 2003 İstanbul.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>